|
[Semih SARICA]
“Kalemlerimin ucu zehirli iğne
Sayfam isterik , yazsan doymaz
Gönüldendir şikayet, ateş kesilse ceset yerden kalkmaz
(…)”
Sagopa Kajmer
“(…) Eğer beni duyuyorsanız…Beni duyan biri varsa…Yiyecek
sağlayabilirim, sığınak sağlayabilirim, güvenlik sağlayabilirim.Eğer duyan biri
varsa…Kim olursa…Lütfen.Yalnız değilsiniz.” [1]
Stüdyo bir dairede kalıyorum.Alan: 20 metrekare.Kapı
numarası: 41.
Binaya ilk adım attığınızda koridor derinliği size
moteldeymişsiniz hissini verir.Bu his kapıların çokluğunu gördüğünüzde daha da
artar, sessizliği hissettiğinizde ise tavan yapar.
Binada neredeyse kimse kimseyi tanımaz.Çöpleri toplayan,
faturaları dağıtan, Internet ve aidat parasını almak için kapıya dayanan blok
görevlisinin sesi ve onunla kurulan diyaloglar dışında “çıt” çıkmaz.
Sessizlik ise yalnızlığın en temel semptomudur.Sessizlik
insana kafayı çizdirir.Bu durumu siz her ne kadar televizyon ile çözmeye
çalışsanız da sizi muhatap almayan her ses, sessizliğin ayrı bir boyutudur.
Hele sınav zamanında sıyırır, bazen televizyon ile diyaloga
girer, ezberlediğiniz reklam repliklerini tekrarlar, eşyalar ile konuşursunuz.
* * *
Bir sınav ertesi; abuk bir Kurban Bayramı arifesi…
Film izlemeye karar verdim.İlk önce bitirmek için uğraştığım
Imdb 250’ler listesine göz attım.Linkten linke sıçramaktan ciddi manada
bunalmıştım.Tesadüf –tevafuk- hep izlemek istediğim ama o güne kadar denk
gelmemiş bir filme rastladım: I Am Legend (Ben Efsaneyim).
Imdb 250’ler listesinde değildi.Ama site puanı 7.1 gibi
güzel bir puandı.Fragmanı izleyip konu hakkında fikir edinme girişimim, daha
tanıtımın ilk 10 saniyesinde “Budur abi…” diyerek DVD kiralamam ile son
buldu.
Latin Grammy ödüllü, ünlü reklam yönetmeni Francis Lawrence
harika bir iş çıkarmış.“Cinderella Man” ve “A Beautiful Mind” gibi filmlerin
senaristi Akiva Goldsman’nın da hakkını vermek lazım.Filmin 4-5 yıl içinde Imdb
250’ler listesine gireceğine eminim.
Yapım, ABD’li yazar Richard Matheson’un apokaliptik romanı I
Am Legend (Ben Efsaneyim)’den uyarlanmış.Will Smith faktörünün altını çizmekse
şahsıma farz-ı ayn’dır.
* * *
Düşünün…New York’tasınız; geceleri bile uyumayan bu şehirde
günün ortasında ses yok.Central Park hayvanat bahçesine dönüşmüş.Özgürce
“mısır” yetiştirebiliyor, Mustang’ınız ile içine dalabiliyor ve hatta geyik
avlayabiliyorsunuz…
Times Meydanı’nda ise dize kadar uzanan otlar bitmiş ve
etrafta aç aslanlar dolanmakta...
Sözüm ona Amerikan Rüyası sona ermiş.İşin kötüsü; o rüyanın
içinde mahsur ve her Allah’ın günü yeni bir kabusu yaşamak zorunda kalan bir
tek siz varsınız.Yapayalnız…
İstediğiniz arabaya binebilir; 133 Wooster Sokağındaki Fred
Perry’den dilediğinizi alıp giyebilirsiniz…Yada canınız ne çekerse onu
yiyebilirsiniz…Öküzlük mü yapmak istiyorsunuz? Rahatlıkla Metropolitan Musseum
of Art’ta girip, Emanuel Leutze’nin o meşhur tablosuna işeyebilirsiniz…
Peki nereye kadar? Ne zamana kadar bu sessizliğe
dayanabilirsiniz? Sizinle konuşmayan Empire State’in ihtişamlı manzarasıyla ne
kadar avunabilirsiniz? Yada yerle bir olmuş Brooklyn Köprüsü’nü arkanıza alarak,
savaş uçağı üzerinde golf oynamak; sizi ne kadar eğlendirebilir? (Filmde, New
York’ta tek başına kalmış Robert Neville (Will Smith) tarifteki gibi golf
oynamaktadır.)
İnanın pek fazla değil.Yalnızlık ademoğluna göre değil
Film bittikten sonra eğer yanınızda varlığını hissettiğiniz
herhangi bir dostunuz olursa, dönüp sebepsiz sarılacağınızı garanti
edebilirim.Şahsen, yalnız yaşamanın vermiş olduğu rehavet ile filmin ortasında
bir ağlamadığım kaldı vesselam.Dünya’da vahiyden sonra doğru tek bir cümle
varsa o da şudur:
“Yalnızlık Allah’a mahsustur.”
Günümüzde -maalesef- dünyevi beklentiler dışında hiçbir
amaca hizmet etmeyen bir amorfluk ile yalnızlık çokça talep edilmeye
başlandı.Lakin gelin görün ki, yıkılmaya meyletmiş “cem” olgusundan yoksun
bireyler, yalnızlaştıkları dünyalarında: depresyon, panik atak gibi
hastalıklarla her gün dibe vurmaktalar.Bu dibe çöküşü hızlandıran bağımlılıklar
silsilesi ise acib inanışlar ile absürt biat şekillerinin türemesine neden
oluyor.
Robert Neville (Will Smith) yalnızlığını gidermek adına bir
vitrin mankeni ile konuşmaya çalışırken, gözyaşları eşliğinde “Lütfen bana
merhaba de.” diyerek, aslında insanın -en adi anlamda- temel ihtiyacının ne
olduğunu gözler önüne seriyor: Muhabbet.
Yalnızlığın üstümdeki hakimiyeti ve filmin de etkisiyle
“Muhabbete” duyduğum ihtiyacı daha derin hissetim.Sonra kendime şu soruyu
sordum:
Ya ben bir şehirde tek başıma kalsam, ne yaparım?
Bu sorunun cevabını ararken, bambaşka bir sorun ve asıl sual
ile karşı karşıya kaldığımı fark ettim.Hemen aklıma üstadın şu vecizesi geldi:
Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz
olanı istemem
Ruhumu
Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim
Zerreyim,
fakat bir şems-i sermed isterim
Hiç
ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim
Evet.Muhabbeti baki olan tek zat, zat-ı baki Rabülalemin
değil midir? Nitekim yalnızlığın çığlık atan sessizliği içinde H.z Hamza (r.a),
yalnızlıktan dem vurup kendini bu limana bağlamamış mıdır?
Velhasıl bu muhabbet; hakiki gıda, kavi bir sığınak ve her
şeyden emin olabileceğiniz bir güvenlik vesikası değil midir?
Rab, kendini -benim gibi- lümpen bir boyutta yalnız
zannedenlere lisan-ı gayb ile sesleniyor…Sadece kulak verip dinlemek lazım.Onun
varlığını her yerde, her şekilde hissedebilirsiniz…Çünkü her söz onundur, tıpkı
bu replikte olduğu gibi:
“(…)Eğer beni duyuyorsanız…Beni duyan biri varsa…Yiyecek
sağlayabilirim, sığınak sağlayabilirim, güvenlik sağlayabilirim.Eğer duyan biri
varsa…Kim olursa…Lütfen.Yalnız değilsiniz.”
[1] Ben Efsaneyim film repliği, kaynak: http://www.imdb.com/title/tt0480249/quotes
Yayınlanan makalenin tüm hakları gencmakedonyalilar.net
grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi
makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.Ancak alıntılanan
makalenin bir bölümü, alıntılanan
makaleye aktif link verilerek kullanılabilir.Yazıların sorumluluğu yazarlarına
aittir.
|