|
Furkan ÇAKO
Anavatan ve Yaşayarak Öğrendiklerim(iz)
İnsan, birçok vakaya okumanın dışında yaşayarak da
tanıklık eder, bilgi sahibi olur. Toplumumuzda okumanın aksine çok
gezmişlikleri dolayısıyla çok bilenlerin sayısı da az değildir zaten! Keza,
şair boşuna dememiştir “Bir kitap ilmi
vardır, bir de hayat ilmi. Olgun insan her ikisine de vakıf olana derim” diye.
Çoğumuz, okuyarak öğrenme şansına sahip olmamızın
yanında bir de yaşayarak öğrenme şansına sahibizdir. Bu bağlamda, okul
hayatımız süresince birçok vakayla karşı karşıya gelir; bazılarında da
okuduklarımızın pratiğine de şahit oluruz. Tabii, bu ve/veya bunun gibi
vakaları yazmamız, yaşadıklarımızı paylaşmamız gerektiğine de inanmaktayım.
Ancak bu konuda sürekli engellerle de karşılaşmıyor değiliz. Her seferinde
illaki bir tezat(lık) çıkar(tılır). Mesela, bazıları dinlemez ki anlasın; bazıları
da anlamaksızın dinler. Bazıları eğer işitse anlayacak, fakat belaya bakınız ki
sağırdır! Onun için derler ki: sık sık söz anlayan beriye gelsin diye
demeye/bağırmaya mecburuz!
Yaşayarak öğrendiklerimiz/bilgilendiğimiz konular
çoktur. Bazılarına gülüp geçerizdir genelde. Kimi zaman alay konusu olanlarımız
da yok değildir. Ancak birçok olay gerçekten de çok düşündürücüdür. Çünkü
beklenmeyen kişilerden; beklenmedik yerde rastlarsınız onlara. Bunun Anavatanda
olanları da en acıdır zaten!
Malumunuz, toplumumuzu oluşturan birçok fert,
hayatları pahasına bile olsa, Anavatan için yanıp tutuş-muştur/maktadır.
Bazılarımız da orada okuma imkânına sahip oluruz. İşte, bu dönem içresinde
birçok acı olayı yaşayarak tanıklık eder, bilgileniriz.
Tabii, bir de aidiyet kaygısı yaşarız çoğu kez ki bu
kısım da en acı vakayı teşkil eder bizim için!
Çünkü Makedonya’da Türk(ler); Türk olunan yerde de
yabancı(lar) olduğumuza göre, insan ister istemez bir aidiyet kaygısıyla; ben
kimim sorusuyla karşılaşmaktadır! Hele, en beklenmedik bir yerden/bir kimseden
kavramlarla dışlandığını görmesi gerçekten de, insanı bazı şeyleri retrospektif
açıdan düşünmesine yöneltmektedir. Çünkü Anavatanda çoğu kez, Makedon ile –yalı
eki pek fazla ayırt edilmez! Çoğumuz Makedonuzdur oradakiler için. Bilinmeyiz,
istenmeyizdir çünkü!
Bu bağlamda, Anavatanda yaşayarak öğrendiklerim(iz)
hususunda, mutabakat sağlayacağımızı inandığım birkaç vakayı da sizinle
paylaşmayı uygun bulmaktayım;
Anavatanda yaşayarak öğrendiklerim(iz) konusuna
gelince;
Evvela Türkiye’de/Anavatan’da öğrendiklerimin başında
gelen husus Balkanların önemi oldu. Yani daha önce Balkanları ve önemini
bilmiyordum;
Yalnız bu arada, Balkanların Anavatan’da (birçok
kesimde) sadece coğrafi bir kavram olmaktan öte bir şey ifade etmediğini
öğrendim;
Bu bağlamda Balkanlardan sadece soğuk hava ve
göçmenlerin geldiğini, faydalı bir şeyin gelmediğini öğrendim;
İlginçtir, az çok harita okuma bilgim olmasına rağmen,
Makedonya’nın Rusya ve kimiz zaman Afrika bölgesinde olduğunu da öğrendim;
Bu arada, gerçekten de Makedonya’ya ait olduğumu;
Türkiye’de kalamayacağımı, zaten bilinmediğimi ve bir yabancı olarak
istenmediğimi öğrendim;
Türkiye’de Türkçenin ne kadar enteresan bir dil
olduğunu ve bunun bizim bilmemizin ne kadar garipsendiğini öğrendim;
Türkiye’de kavramların çok şey ifade ettiğini ancak
Makedon ve Makedonyalıyı ayırt edemediklerini öğrendim;
Rumeli şivesiyle konuşulduğunda “gâvur”
olabilineceğini öğrendim;
Türkiye’de komünist olmadığımı (zaten değildim) ancak
demokrasiye de inanmadığımı öğrendim;
Tek suçları eğitim vermek olan nur yüzlü insanların,
belli kesimler tarafından (…-cılar), (…-cular), (…-çılar) gibi eklemelerle
kamplaştırılıp, marjinalleştirildiklerini öğrendim;
Türkiye’de birçok insanın kendi çıkarları için; yükselmeleri
için Balkan insanını kolayca harcayabildiklerini öğrendim;
Tabii Anavatanda yaşayarak öğrendiklerimiz bunlardan
ibaret değil. Ancak sadece olumsuz vakalar öğrenilir de demiyorum! Her şeye
rağmen, Türkiye’nin çok büyük bir laboratuar olmasının dışında çok güçlü bir
ülke ve etkiye sahip olduğunu, Balkan ülkeleri için çok büyük bir önem arz
ettiğini, tamamından olmasa da birçok kesimden istendiğimizi, zaten o yüzden
orada olduğumuzu da öğrendim. Ülkeyi saran birçok bilgisiz ve vefasızın dışında
birçok aklıselim ve vefalı zatın da mevcut olduğunu öğrendim. Tabii, sonuçta “izloktaki paltonun, vitrindeki ceket
olduğunu da öğrendim”.
Yaşayarak öğrendiklerimizin sonsuz ancak faydalı olması
dileklerimle!
|